Savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2020 Salı

Subliminal mesajlar ve Simpsons kehanetleri

https://historytexts.blogspot.com



Subliminal mesajlar ve Simpsons kehanetleri

Subliminal sözlükte "Psik, bilinçaltı, bilinçdışı, bilinçaltı ile algılanan" anlamına gelmektedir.

Subliminal mesaj; Bilinçaltı mesajı olarak tanımlanır. Reklamcılıkta kullanılan bir yöntem olan subliminal mesaj başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır.

Subliminal mesajlar reklamlarda sıkça kullanılır fakat insanlar bunu farketmezler bazılarına teknik açıyla bakılması bile gerekebilir. Subliminal mesajların insanın bilinçaltını etkiledikleri ileri sürülmektedir.


SUBLİMİNAL MESAJ HANGİ ALANLARDA KULLANILIR?

Marka ve ürünlerin pazarlamasından toplumun ilgi , ihtiyaç ve algısını değiştirmeye kadar birçok konuda kullanılmaktadır. Bir kişiyi kurumu ya da ürünü kötü göstermek için o şey ile kötü olan bir nesnenin aynı temada işlenmesi subliminal mesajın en yaygın kullanılma şeklidir.

SUBLİMİNAL MESAJLARIN KANUN İLE YASAKLANMASI

15 Şubat 2011 tarihinde kabul edilen 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 9.maddesinin 2.fıkrası gereği Türkiye'de "Ticari iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz."

BİLİNÇ ALTINI ETKİLEME YOLLARI

1. Dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar,

2. Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına itilen 25. kareler,

3. Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar.


SUBLİMİNAL ALGININ TARİHÇESİ

Tarihçe oldukça eskilere dayanmaktadır. Eski Mısır, ve Mezopotamya kültüründe çagında da ele alınmıs olabileceği tahminleri mevcuttur. Ancak Antik Yunan'da Demokritos'un (M.Ö. 460-370), bilinçaltı algılama olgusundan söz eden ilk kisi olabileceği öne sürülmüştür.

Platon Timaeus, Aristotle "Parva Naturalia" isimli kitaplarında konuyu daha ayrıntılı ele alarak islemistir. Aristotles 2200 yıl önce uyanıkken algılanamayacak uyarıların, uyurken rüyalarda kendini gösterecegini ileri sürmektedir.

Farabi ve İbni Sina ise "Gündüz vakti olan ve aynı zamanda gündüzleri daha fazla uyarı olduğu için bilinçli olarak algılanamayan uyarıların, daha sonra algılandıgını gösteren bazı ipuçları olabileceğini" belirtmişlerdir.

Montaigne ve G. W. Leibniz de çok az algılanan veya hiç algılanamayan uyarıların daha sonra bilinç düzeyine nasıl çıktıklarını araştırmışlardır.

20. yy başında yapılan ilk psikoloji deneyleri bu konuya modern zamanlarda ilgiyi oluşturmuştur. Bu çalışmalarda kişilere basitçe verilen uyarının farkında olup olmadığı sorulmuştur.

Örneğin harfler, sayılar ya da geometrik şekiller gibi vizüel uyaranlar deneklerin göremeyeceği ya da bir nokta gibi görebileceği uzaklığa konmuş; birdenbire konup/kaldırılan görüntüler ve görüp görmedikleri sorulmuş; benzer şekilde oldukça düşük, duyulamayacak şiddette harfler fısıldanmış ancak tüm bu görsel ve işitsel uyaranların algılanabilir olduğunu sınamak için deneklerden uyarılara ilişkin tahminlerde bulunmaları istenmiş, istatistiki analizler ışığında doğruyu bilme oranının tahmin şansından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.


25. KARE TEKNİĞİ

Sinemada kullanılan bir bilinçaltı tekniği de 25. kare tekniğidir. Gördüğümüz anlık bir görüntü 655 satır ve frame denilen 24 küçücük kareden oluşuyor. Her 24 kare ise bu sinemada 25'dir. Bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de "control-track" denilen aralık vardır. İşte bu aralıktan görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılıyor.

Bilinçaltı, dinamik anlamda ise, bilinçaltı, sansür mekanizmasının engeli dolayısıyla bilinç düzeyine ulaşma olanağı olmayan zihinsel süreçleri içerir.


SUBLİMİNAL ALGI


Herhangi bir ögenin içine gizlenerek/duyu organlarının algı eşiğinin altında kalarak bilinçaltı algılanan algıya verilen isimdir.

Subliminal algı, farkındalık için eşik ya da eşik altında olan uyarıların düşünceleri, duyguları ya da eylemleri bilinçaltı olarak etkilemesi için kullanılan bir ifadedir.17 Aralık’tan bu yana yayınlanan ünlü animasyon dizisi The Simpsons yine geleceği tahmin etmesiyle gündeme oturdu. 2017’de yayınladığı bir bölümde Kobe Bryant’ın helikopter kazasına; 1993 yılında yayınlandığı iddia edilen bir bölümünde de koronavirüse yer verdiği iddia edilen görüntüler sosyal medyada gündem oldu.

İlk bölümü 17 Aralık 1989 yılında yayınlanan ABD menşeili çizgi dizi The Simpsons’ın 1993 yılında çekildiği iddia edilen bir bölümünde, son günlerde dünyayı sarsan koronavirüse ait izler olduğu ortaya çıktı. Söz konusu bölümde Simpsons ailesine Çin’den bir kargo paketi geliyor ve paketin sonucunda ABD’ye bir salgın hastalık yayılıyor.

Ayrıca Kobe’nin takım arkadaşlarıyla ilişkisi kötü olduğu için antrenmanlara helikopterle gittiği söylentilerinin çıktığı dizide bunun bir şakası yapıldı. The Simpsons’ın 2017 yılında yayınlanan bölümünde Kobe, hayatını kaybediyor. Amerika’da yaşanan ve dünyayı etkileyen 11 Eylül saldırıları, ebola virüsü gibi birçok kehanette bulunan dizide yaşanacak olaylar komedi unsuru olarak anlatılıyor.


Matt Groening tarafından yaratılan The Simpsons, dünya televizyon tarihinin en uzun soluklu dizilerinden biri olma özelliğini taşıyor.

GELECEĞİ TAHMİN ETMESİYLE BİLİNİYOR

1989 yılında yayımlanmaya başladığı andan itibaren televizyon animasyonlarının seyrini değiştirdi, birçok yapıma esin kaynağı oldu. Simpsons dizisinin en meşhur olduğu alanlardan biri de geleceği tahmin etmesi.

11 Eylül saldırıları, Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi gibi global olayları daha önce bilen The Simpsons’ın Çin’den dünyaya yayılan koronavirüsü de kehanetleri arasında bulundurduğu ortaya çıktı.

ÇİN’DEN ABD’YE GELEN BİR PAKET

Takvim yaprakları 1993 yılını gösterdiğinde yayınlanan bir The Simpsons bölümünde Çin’den, Springfield’a yani The Simpson’ta olayların geçtiği şehre bir paket gelir.

Tabi bu pakete Çinli kargo görevlileri bir virüs bulaştırır. Kutu Homer Simpson adına gönderilmiştir. Haliyle Homer Simpson kutuyu açar ve sonrasında olanlar olur. Çin’den gelen virüs çoktan Homer Simpson’ı etkisi altına almıştır. Tabi Çin’den tek bir kutu gelmez. Dizideki pek çok karaktere Çin’den virüslü kutu gelir ve birden şehri etkisi altına alır. Peşi sıra ölümler yaşanacaktır.

SOSYAL MEDYADA GÜNDEM OLDU

Öte yandan The Simpsons’ın bir kehaneti daha gerçekleştirmesi sosyal medyada gündem oldu. Birçok sosyal medya kullanıcısı ünlü çizgi dizinin kehanetiyle ilgili mesajlarını paylaştı.
The Simpsons’ın Kobe Bryant kehaneti de tuttu:
BBC'nin Newsbeat radyo programı ekibine konuşan dizinin yazarları bu durumun, birçok kişinin tahmin ettiğinin aksine komplo teorileriyle ilişkilendirilemeyeceğini, dizide birçok konuda geleceğe dair tahminler yürütüldüğü için bunların gerçekleşmesi ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.
Dizinin diğer bir yazarı olan Stephanie Gillis ise, "Bir bakıma 10 ay öncesinden yazan gelecekbilimcileriz, o yüzden bir sonraki adımda ne olacağını tahmin etmeye çalışıyoruz" diyor.


Al Jean, Trump ile ilgili bölümü nasıl yazdıklarına dair, "2000 yılında hangi komik ünlü başkan olabilir diye düşünüyorduk. Trump'ın bir gün başkan adayı olacağına dair sözlerini dikkate alarak senaryoyu yazdık" dedi.
Bazı komplo teorisi yazarları, Simpson ailesinin New York'a gittikleri bölüm üzerinden dizinin 11 Eylül 2001'de İkiz Kuleler saldırılarının gerçekleşeceğini bildiğini iddia ediyordu.
Al Jean, bu iddianın kaynağını da şöyle açıklıyor: "New York'ta bir rehber alıyorlar, üzerinde 9 dolar ve İkiz Kuleler'in olduğu bir kapak var; 9/11 gibi gözüktüğü için böyle düşündüler ama bu tamamen bir tesadüftü."

30. yılında The Simpsons kehanetleri

ABD'nin en uzun soluklu dizisi Simpsonlar'ın 30. yılını kutluyor. Donald Trump başkan seçileceğini bilmesi gibi dizide geçen bazı olayların gerçek olması seriyi özellikle komplo teorisyenlerinin çok sık kullandığı bir argüman haline getirmiş durumda. İşte The Simpsons'ın doğru çıkan ve çıkacağı konuşulan tahminler...

Trump'ın Başkan Seçilmesi

The Simpsons bölümlerinin gerçek çıkması hakkında yanlış bilinen bazı durumlar ve manipüle edilen şeyler var ancak şu bir gerçek ki bundan yıllar yıllar önce Simpsons'ın bir bölümünde Trump'ın başkanlığından söz ediliyor.

Yeni başkan Lisa Simpson, "Sizin de bildiğiniz gibi, Başkan Trump'tan bize oldukça yüklü bir bütçe çatlağı miras kaldı" diyor ve kendisinden önce Trump'ın başkan olduğunu söylüyor. Bu bölüm, 2000 yılında yayınlanan Bart to Future bölümünden. (Bart'ın geleceğe dönüşü)

Bu kehanete göre Trump'tan sonra Amerika'nı başkanı bir kadın olacak. Trump'ın zaten bir kadın adayla yarışıp başkan olduğunu düşünürsek, bu teorinin gerçekleşme ihtimali de oldukça yüksek gibi görünüyor.


Serinin Lady Gaga'nın Super Bowl'daki şovunu beş yıl öncesinden tahmin ettiği de ortaya çıkmıştı.

Son olarak dizide geçip yakın zamanda gerçek olan başka bir şey ise Walt Disney'in 20th Century Fox'u satın alması.

Dizinin 8 Kasım 1998'de yayınlanan bölümünde 20th Century Fox tabelasının altında 'Walt Disney Co'nun bir bölümü' yazısı görülüyor.

11 Eylül Saldırıları

Çizgi filmin 1997 yılında yayınlanan bir bölümünde Lisa'nın elindeki derginin kapağında 9 -11 yazdığı düşünülüyor. Ayrıca 11'i ikiz kulelerin oluşturması da 11 eylül saldırıları hakkındaki komplo teorilerini güçlendiriyor.

1993'teki bir bölümde ise duvardaki tabloda ikiz kulelere benzer bir yapının dumanlar altında olduğu görülüyor.

Akıllı telefonlar henüz icat edilmemişken, The Simpsons'ın 1994 yılında yayınlanan Lisa on Ice bölümünde dokunmatik telefon görülüyor. Logoya dikkat ettiniz mi?

1995 yılında yayınlanan 6. sezon 5. bölümde ise akıllı saat görülüyor. Apple'ın sıkı bir Simpsons fanı olduğunu söylersek yanılmış olmayız herhalde.

Ayrıca, Star Wars'ın yeni filmlerinin çekileceğini de bilmişti.

The Simpsons serisinde geçen ve önümüzdeki günlerde olması konuşulan diğer kehanetler...

Aç gözlü şirketler çevresel bir faciaya sebep olacak ve kirletilmiş alandan korunmak için bir kubbe kurulacak.


The Simpsons serisinde geçen ve önümüzdeki günlerde olması konuşulan diğer kehanetler...

Aç gözlü şirketler çevresel bir faciaya sebep olacak ve kirletilmiş alandan korunmak için bir kubbe kurulacak.

Angelina Jolie ve Brad Pitt kötü bir boşanma sonrası stresten kilo alacaklar.

Trump'tan sonra Amerika'nı başkanı bir kadın olacak.

Facebook'un algoritması sahte haberleri işaretlemeye başlayacak aynı zamanda gizli alayı da saptayabilecek böylece insanların kafası karışmayacak.



The Simpsons serisinde geçen ilginç Kahramanmaraş detayı...
Elazığ depreminin ardından The Simpsons’un eski bölümlerinden bir kesit ortaya çıktı. Senaryoya göre, gemide bulunan kaptan Kahramanmaraş’a yardım götürdüğünü söylüyor. Sosyal medyada gündem olan bu sahnede Kahramanmaraş’ın neden kullanıldığı ise merak ediliyor. 




Michel de Nostradame - Nostradamus'un 2020 kehanetleri

https://historytexts.blogspot.com

Baba Vanga gibi yakından takip edilen ve tüm dünyanın söylediklerine göre önlem alınmaya çalıştığı kahinlerden biri Nostradamus. Mezar taşında dahi "Burada bütün ölümlülerden farklı olarak, yıldızların etkisiyle geleceği gören kalemiyle olayları kaydetmeye layık bulunmuş meşhur Michel Nostradamus yatıyor." yazan Nostradamus'un kehanetleri ne kadar güvenilir tartışılır ama her yıl büyük bir ilgi çektiği, yadsınamaz bir gerçek. 2019 yılı ve öncesinde de olduğu gibi, yeni yıla kısa bir süre kalan Nostradamus'un gelecek yıl kehanetleri ortaya çıkmaya başladı. Ve Nostradamus'un 2020 kehanetleri pek iç açıcı değil. Kehanetlerinde net bir şekilde Donald Trump, Vladimir Putin ve Çin'i hedef gösteren ünlü kahin Türkiye için de korkunç bir kehaneti bırakıp gitti. İşte başta Nostradamus'un 2020 kehanetleri olmak üzere, ünlü kahinin gerçekleşmiş kehanetleri.

Ne Baba Vanga, ne Shipton Ana ne de bir başkası... Hiç kuşkusuz dünyanın en ünlü kahini Nostradamus... Kehanetlerinin yanı sıra bilim çalışmalarıyla da tanınan Nostradamus, insanlığın her yılı için pek çok kehaneti geride bıraktı.

'Yarın sabaha ölmüş olacağım.' dedikten sonra hayatını kaybeden Nostradamus'un 2020 kehanetleri ortaya çıkmaya başladı.

Nostradamus, (gerçek ismi Michel de Nostradame) Fransız bir fizyolog ve bir kahindir. Farklı kaynaklara göre doğum tarihi değişmekle birlikte, 1503-1566 arasında yaşadığı bilinmekte. Nostradamus kehanetleri ve yazdığı Les Propheties isimli eseriyle tanınmakta.

Nostradamus neden güvenilir değil?

Akademisyenler kendisinin yazdığı kehanetlerin bir doğaüstü güçten kaynaklanmadığını, tamamen yanlış çeviri ve yanlış bilgi verme odaklı yorumlandığını iddia ediyor. Yine de Nostradamus kehanetleri her yıl büyük ilgi çekiyor. 

Ama sizleri yine de Nostradamus'un 2020 kehanetleri ile başbaşa bırakıyoruz.

NOSTRADAMUS'UN 2020 KEHANETLERİ


-Dünyaya büyük bir gök cismi çarpacak ve büyük bir felaket gerçekleşecek.

-Nükleer felaket veya terör gezegeni harap edecek.

-Vezüv Yanardağı'nda büyük patlamalar meydana gelecek. Zemin her 5 saniyede 1 sarsılacak ve 6 bin kişi yaşamını yitirecek. 

-3.Dünya Savaşı açısındna kritik bir yıl olacak. Savaş Avrupa'da baş gösterecek. Tüm dünyaya yayılacak ve tam 27 yıl sürecek.

-Amerika Birleşik Devletleri'nin batısında büyük bir deprem olacak ve bu deprem küresel çapta büyük felaketlere neden olacak.

-(ABD olduğu düşünülen) Bir ülkede düzen bozulacak ve geleceğin öngörülemediği bir aşamaya gelinecek.

-Katolik Kilisesi'nin lideri ölecek.

-Terör, 2020 yılının en büyük sorunu olacak.

-Küresel ısınma büyük silahlı çatışmalara neden olacak.

-Bir stratejik hamle ile Çin, dünyanın yeni süper gücü olacak. 

-İtalya kaynaklı nedenlerle, Avrupa büyük bir krizin eşiğine gelecek.

-Latin Amerika'da radikal pek çok farklı açıdan büyük değişiklikler yaşanacak.

-Tıpta yaşanan gelişmeler ile insan ömrü 200 yıla kadar uzayacak. 

-İnsanlar hayvanlarla konuşabilecek.

-Çocuk sahibi olmak isteyenler, hükümetlerinden yasal izin almak zorunda kalacak.

-Dil farkları ortadan kalkacak.

-Kuzey Kore ve Güney Kore birleşecek. 

-Güneş enerji panellerinin kullanımı yayılacak.

-Uzay turizmi başlayacak.

-UFO'lar insanlığa daha çok yakınlaşacak.

-Hava kirliliği giderecek artacak. 

-Rusya ve Ukrayna arasında sürtüşmeler sona erecek.

-Orta Doğu ülkeleri bombalarla yıkılacak.

-Yunanistan, Hırvatistan, Portekiz, İspanya, Hollanda, Almanya ve Fransa'da orman yangınları baş gösterecek.

-Avrupa ve Amerika göçmen krizi ile yüzyüze gelecek. 

-Türkiye'de 7 veya 7.4 büyüklüğünde bir deprem meydana gelecek.

-Birleşik Krallık'ta Kraliçe Elizabeth ölecek ve yerine bir kral tahta oturacak.

-Putin ve Donald Trump için hayli zor bir yıl olacak. Putin'e bir suikast girişiminde bulunulacak. Güvenlik ekibi sayesinde kurtulacak. Donald Trump gizemli bir hastalığa yakalanacak. Ailesi ile bir trafik kazasına kurban gidecek. 

2 Temmuz 1566'da hayatını kaybetti. Hitler'in yükselişini ve 11 Eylül saldırıları gibi çok sayıda önemli gelişmeyi doğru tahmin ettiği söylenen Nostradamus'un geleceğe dair öngörüleri merakla takip ediliyor.

Nostradamus'un gerçekleşen kehanetleri 

Ölümünün yıl dönümünde Nostradamus'un kehanetlerini sizler için derledik.

2. Henry'nin at üzerinde dövüşürken bir kaza sonucu ölmesi

"Genç aslan yaşlı olana üstün gelecek

Hem de savaş alanındaki tek bir çarpışmada

Altın bir kafesin içinden gözlerini çıkartacak

İki yara bir olacak ve o zalimce bir ölümü tadacak.

Henry, Nostradamus'un uyarılarına aldırış etmeden Comtede Montgomery ile birlikte bir at üzerinde dövüş turnuvasına katılır. İki taraf da üzerinde aslan işlemeleri olan kalkanlar kullanmaktadırlar. Montgomery, Henry'den 6 yaş daha küçüktür.


Dövüşün sonlarına doğru, Montgomery mızrağını indirmekte geç kalır. Darbe sonunda kırılan mızrağın iki parçası, Henry'nin altın kaplama miğfer vizöründen içeri girerek başına saplanır. Bunlardan biri gözüne, diğeri de şakağına saplanmış, ikisi de beyine batmıştır. 10 gün boyunca acı çeken Henry öldüğü zaman, Nostradamus'un "zalimce ölüm" kehaneti de gerçekleşmiştir. 

Büyük Londra Yangını

Londra'dan, adaletli olanların kanı istenecek

66 yılında yandığında

2 Eylül 1666'da başlayan Londra yangını, 5 gün içinde şehrin büyük bölümünü kül etmiştir. Her ne kadar adaletli olanların kanı istense de, bu büyük yangında sadece 6 kişi ölmüştür. Bazı yorumcular, "adaletli olanların kanı" tabirinin bir çeviri hatası olduğunu söylemiş, bunu "adalet için kan istemek" ve "Kara Ölüm'ün artık hak ettiğini bulması" olarak yorumlamışlardır. Londra Yangını'nda bu hastalığı taşıyan milyonlarca fare ölmüş, şehir bu bakımdan temizlenmiştir. 

Fransız Devrimi

Nostradamus'un Fransız Devrimi ile ilgili birçok dörtlüğü bulunsa da, aşağıdakiler en belirgin öngörüleri içerenleridir:

"Köleleştirilmiş insanlar şarkı söylecek, taleplerde bulunacak

Prensler ve lordlar zindanlara hapsolacak

Kafasız aptallar tarafından da bunlar


İleride ilahi kelam olarak anılacak 
Savaş başlamadan önce büyük duvar yıkılacak,

Kral öldürülecek, ölümü bu kadar hızlı geldiği için insanlar yas tutacak

Muhafızlar kan içinde yüzecek

Sen Nehri'nin yakınlarındaki toprak kanla kaplanacak

14 Haziran 1789'da, insanlar, o zamanki monarşinin sembollerinden biri olan Bastille hapishanesine saldırdılar. Bu, hem bütün Avrupa'yı şok eden devrimin, hem de Sen Nehri kıyılarına kurulan giyotinin inip kalkmaya başlamasının başlangıcıdır. 

2. Dünya Savaşı ve Hitler

Nostradamus, Hitler'in doğrudan adını vermek yerine Hister ismini kullanmayı uygun bulmuştur. Hister, aynı zamanda, Hitler'in kıyılarında doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği Danube Nehri'nin Latince adıdır. Aşağıdaki dörtlüklerin 2. Dünya Savaşı ve Hitler ile ilgili olduğu üzerinde fikir birliği vardır:

Batı Avrupa'nın derinlerinde bir yerlerde

Fakir insanların bir çocuğu olacak

Konuşmaları ile milyonların aklını çelecek

Ve Doğu'nun İmparatorluğu'nda da beğenilecek. 

Bu dörtlüğün Hitler'in çocukluğunu, karizmatik ve etkileyici kişiliğini, son olarak da Almanya'nın Japonya ile kurduğu ittifakı ifade ettiğine inanılır.

Aç canavarlar nehirleri geçecek

Savaş alanındakilerin büyük bölümü Hister'e karşı gelecek

Büyük olan demir bir kafese sürüklenirken

Almanya'nın çocuğu hiçbir şey görmeyecek.
Bu dörtlüğün Hitler'in nehirleri aşıp çeşitli bölgeleri ele geçirmesi ama sonunda Müttefiklere yenilmesi anlamına geldiği düşünülür. 

Franco'nun Sürgünü

Franco, Castille'den çıkıp birliği terk edecek

Elçi isteklerini reddedip ayrılık yaratacak

Rivera'nın insanları çekişmenin içinde olacak

Ve körfeze girişi engelleyecek.

Bu dörtlük, İspanyol diktatör Franco ve ondan önce dikatötrlük rejimi kuran Rivera'ya işaret etmektedir. 1936'da, sol eğilimli cumhuriyetçi hükümet Franco'yu Kanarya Adaları'na sürgüne göndermiştir (ve körfeze girişini engellemiştir). Franco, milliyetçi hükümet darbesinden sonra İspanya'ya dönüp askeri cunta kurmuştur. 

Charles de Gaulle

Roma ve Annemark'ın Herkül kralı

Üç defa ünvanlandırılan de Gaulle yol gösterecek

İalya ve St. Mark'dan bazılarını titretecek

Herkes üzerinde yer alan ilk hükümdar olacak.

Charles de Gaulle, ilk önce Özgür Fransız Kuvvetleri'nin lideri, daha sonra da 2. Dünya savaşı sonrasında kurulan geçici hükümetin ve bunu takip eden 5. Fransız Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olmuştur (üç defa ünvanlandırılan de Gaulle). 

Kennedy suikastı

Eski bir iş sonunda yapılacak,

Çatıdan gelen şey ile büyük adam harap olacak

Bu işten, zaten ölü olan bir masumu sorumlu tutacaklar

Asıl suçlu sisli çalılıklarda saklanacak. 
Buradaki "eski iş"in, 2. Dünya Savaşı'nda Naziler'e yardımcı olan Joseph Kennedy'yi 'lanetleyen' Yahudiler'in işi olduğu yorumlanır. Bazıları ise, Sezar ve Brütüs örneğinde olduğu gibi, John F. Kennedy'nin ihanete uğraması olarak yorumlar.

Bir diğer yorum da, suikastte Farmasonlar'ın parmağı olduğudur. Ancak, o zamanlar aleyhlerine karalama kampanyası yürütülen Farmasonlar'ın bu işe de bulaştırılması gerçek olmaktan daha çok bir iftira olarak görülmüştür. 

Kennedy suikasti ile ilgili söylentiler, Kennedy'yi öldüren kurşunun Lee Harvey Oswald'ın silahindan çıkmadığı yönündedir. Zaten bazı görgü tanıklarının söylediğine göre, Kennedy'ye, üzerinde ot bitmiş küçük bir tepeden ateş edilmiştir.

Lee Harvey Oswald da, polis istasyonundan hapishaneye taşınacağı sırada yine Kennedy gibi suikaste uğramıştır. 

Büyük insan o gün bir yıldırımla vurulacak,

Bu kötülük öngörülüp yazılı olarak bildirilecek

Öngörüye göre bir diğeri de gece vakti ölecek 

16 Şubat 2020 Pazar

Halep Kalesine Türk Bayrağı Çekilmesi


Halep kalesine Türk bayrağı çekilmesi hadisesi bir çok kaynakta sıradan bir olay gibi gözükse de olayın arkasında tarihsel bir derinlik bulunmakta.

Kimilerine göre bugün işgal ettiğimiz iddia edilen Suriye topraklarında 6 Milyon Türk yaşamaktadır. Ülkenin Nüfusunun toplamının 20 Milyon olduğu göz önüne alındığında aslında işgale değilde soydaşlarımıza yardım etmek için orada olduğumuz ve oranın 600 yıldan fazladır Türk toprağı olduğunun da hatırlatılması amacını içerdiği bariz ortadadır. 


Planlı bir şekilde orta doğu coğrafyası içerisinde bulunan Türkler, bilinçli bir şekilde mezhepsel olarak bir birlerinden kopartılmış durumdadır. İngilizlerin yetiştirdiği ve Osmanlı imparatorluğunu sırtından vuran Arap aşiretlerine pay ettiği ülkeler içerisinde de Türkler her zaman ikinci sınıf insan muamelesi olarak görülmektedir.

Suriye de bu ülkelerden biridir. Ülke içerisinde yaşayan Türk asıllı bireyler iyi eğitimli olmalarına karşın hiç bir devlet görevi alamazlar. Üst düzey işler yapamazlar. Örneğin doktor olarak yetişmiş bir birey ancak çiftçilik yapabilir. Bu birikim ve baskıların eşiğinde ülkemizin de maalesef mezhepsel olarak dışladığı bu bireyler bölgede sıkışmış ve kalmıştır. Arap kültürü ile de entegre olmayan bu topluluklar öz Türklüğünü kaybetmemiştir.

O günlere geri dönecek olursak. Sadece 30 sene önce bir Türk devletinin tebaası olan Suriye halkı, eski günlerde ki refah ve adil yönetimi mukayese etmeye başladı. Hatay da ki refah ve eşit şartlarda ki yönetime de uzaktan da olsa akraba ilişkileri ile şahit oldu. Bu nedenle geçmişe dair yapmış olduğu hataları da mukayese ederek Türk devletine ilhak olma uyanışı tüm suriyeye yayıldı.


Dönemsel olarak bu çıkış ikinci dünya savaşına denk geldiği için hükümet tarafından kayıtsız bırakıldı. Zira o dönem içerisinde Suriyenin belirli bir bölgelerinin ilhakı sıcak denizlere inme düşüncesi bulunan Rusyayı ülkemize karşı kışkırtacak bir girişim olabilirdi. Daha sonra arap israil savaşı da bölgede etkinliğimizi kısıtladı. Bu denge politikası güdüldükten sonra artan talepler neticesinde soviyet rusyanın yıkılması fırsat olarak görülüp durum değerlendilebilirdi. Bu dönem içerisinde oluşan terör sorunları da bu konuya eğilmemizi olanaksız kıldı. 1998 yılına gelindiğinde işin şekli tamamen değişti. Fakat bu sefer de araya libya ve mısır girerek denge politikasının sürmesi sağlandı.

Bu konu hakkında geniş bir çalışma çok yakında burada olacak...



8 Aralık 2019 Pazar

Balkan Harbi

I – BALKAN HARBİ-DOĞU VE BATI ORDULARININ MUHAREBELERİ
Osmanlı İmparatorluğu Balkan Harbinde, kendi bünyesinden çıkmış olan dört devlet Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ile çarpıştı. Harp sonunda ise yaklaşık beş asır egemenliği altında bulundurduğu Balkan topraklarının tamamını kaybetti.
Harbin patlamasına sebeb olarak pek çok husus belirtilebilir. Ancak en önemlileri şöyle sıralanabilir:
Rusya, 1905 RUS-JAPON Harbinde Japonlara yenilince yayılma ve ilgi sahasını Uzak Doğudan tekrar Balkanlara ve Osmanlı imparatorluğu toprakları üzerine kaydırdı. Çar Deli Petro ile başlayan “açık denizlere çıkma” siyaseti gereği olarak Balkanlarda genişleme, Karadeniz kıyılarına hakim olma ve Boğazları ele geçirme yolunu tuttu. Hedeflerine ulaşabilmek için de Balkanlardaki Slav ırkının koruyuculuğunu sürdürdü. Bulgar ve Sırp devletlerinin genişlemesi için destek sağladı. Hatta 1885’de harbetmiş olan Bulgar-Sırp devletlerinin Osmanlı devleti aleyhine anlaşmalarını gerçekleştirdi ve böylece Osmanlı devletine karşı kurulan Balkan ittifakının temelini attı. 13 Mart 1912’de yapılan Bulgar-Sırp andlaşmasına göre her iki devlet Osmanlı Devletinden alacakları topraklar konusunda anlaşıyorlar ve bu konuda aralarında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde Rusya’nın hakemliğini kabul ediyorlardı.
Balkanlarda, Ruslar ve genişlemek sevdasında olan Osmanlı İmparatorluğundan doğan diğer devletler Osmanlı Devletine ve birbirlerine karşı mücadelelerini sürdürürken, Osmanlı yönetimi kendisine karşı olanlara karşı tedbir almadı ve bu devletlerin aralarındaki sürtüşmeleri artıracak herhangi bir girişimde bulunmadı. Balkanlardaki gelişmelerin İmparatorluğun temelini sarsacak olaylar olduğunu değerlendiremedi. Buna o dönemde cereyan eden olayların etkisi olduğu da söylenebilir. Bu olayları madde başlıkları ile belirtmek faydalı olacaktır.
•23 Temmuz 1908 2 nci Meşrutiyet ilanı, İttihat ve Terakki cemiyetinin siyasi hayata ağırlığını koyması, siyasi çekişmelerin sonucu iç siyasi buhran doğması, kısa aralıklarla sık sık hükümet değişikliği, siyasi kavgalardan ordunun kendini sıyıramaması ve ordunun siyasetin içine girmesi.
•5 Ekim 1908 Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı.
•13 Nisan 1909 31 MART vak’ası, Hareket Ordusunun İstanbul’a yürümesi.
•14 Nisan 1909 Ermenilerin Adana isyanı.
•27 Nisan 1909 Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ve Sultan Reşat’ın padişah olması.
•1909-1911 Arnavutluk ayaklanması.
•1910 Havran’da Dürzi ayaklanması.
•1911 Yemen ayaklanması (İmam Yayha).
•1911 Traplusgarp harbi, Balkan devletlerinin bekledikleri fırsatın doğması.
Osmanlı yönetimi belirtilen bu olaylar ile uğraşırken Balkan devletlerinin ekmeğine yağ süren -bugünkü değerlendirmelerimize göre- tarihi bir hata yaptı. 3 Temmuz 1910’da Kiliseler Kanunu çıkardı. Bununla “ihtilaflı kilise, mektep ve mukaddes yerlerde hangi unsurun nüfusu çok ise ona aittir” esasını kabul etti. Oysa Fatih İstanbul’u fethettikten sonra İstanbul’daki Rum patriğini Avrupa Türkiye’sindeki bütün reayanın hem ruhani ve hem de cismani reisi olarak atamıştı. Rum kiliseleri diğer kiliselere göre elde ettikleri bu üstünlüğü kendi kültürlerini yayma, kendilerinden olmayanları ezme, eziyet etme şeklinde kullandılar. Böylece ortaya çıkan sürtüşme ile kiliseler ve dolayısıyla bunlara bağlı olan gruplar yıllarca birbirleriyle mücadele etti ve birbirlerini devamlı hasım olarak gördüler. İşte Kiliseler Kanunu bu düşmanlığı sona erdirdi, o zamana kadar birbirleriyle mücadele edenlerin birleşerek Osmanlı Devletine karşı mücadele etmelerine sebeb oldu. Böylece Balkan ittifakının gerçekleşmesi için en büyük problem ortadan kalkıyordu. Hepsi de genişlemek sevdasında olan Balkan devletlerinin tek problemleri kalmıştı. Topraklarına katmak istedikleri bölgelerin birbirleriyle çatışması. Bulgaristan; Büyük Bulgaristan’ı kurmak, Makedonya ve Kuzey Ege kıyılarını ele geçirmek; Sırbistan, 14 ncü yüzyıldaki Sırbistan Krallığını ihya etmek ve Makedonya’ya sahip olmak istiyordu. Yunanistan Megola Idea’yı gerçekleştirmek, Karadağ ise İşkodra bölgesinde topraklarını genişletmek gayesini güdüyordu. Haliyle bu paylaşmanın kesin çözümü harp sonuna bırakılacaktı.
Yukarıda açıklanan Bulgar – Sırp Antlaşmasını 29 Mayıs 1912’de Bulgar -Yunan Antlaşması takip etti. Ağustos 1912’de Karadağ Bulgarlar ile sözlü bir anlaşma yaptı. Artık Balkan ittifakı tamamlanmıştı. Şimdi sıra yıllardır yapılan askeri ve siyasi hazırlıkları uygulama alanına koymaya gelmişti.
Bu dönemde Osmanlı Devletinin ekonomik durumu çok bozuktu. Sürekli savaşların masraflarına ek olarak Arnavutluk, Suriye ve Yemen isyanları devletin maddi gücünü tüketmişti. İç ve dış borçlar ile bunların faizleri, altından kalkılamayacak duruma gelmiş ve dolayısıyla ordunun araç, gereç ve silâh ihtiyaçları temin edilememişti. Ordunun muharebe eğitimi çok yetersiz, birlik mevcutları % 35 gibi çok düşük seviyede, ulaştırma imkânı kısıtlı, ikmal teşkilatı işlemez durumda, harp stoklan yetersiz ve hareket kabiliyetinden yoksun durumda idi. En önemlisinde ordu içinde birlik beraberlik, disiplin ve askerlik anlayışı yok idi.
Siyasi çekişmeler orduyu da çeşitli gruplara bölmüştü. Subaylar arasında doğan husumet vatan savunması için omuz omuza çarpışabilmeyi bile engelliyecek durumdaydı. Bunlar yetmiyormuş gibi, Balkanlardaki gerginliğin artması üzerine büyük devletlerin “Balkanlarda bir harp çıksa dahi Balkanlardaki statükonun değiştirilmiyeceği” yolundaki beyanatlarına aldanarak, 70.000 yetişmiş er, harbe girmesi her an muhtemel olan iki ordudan terhis edildi.
Osmanlı Devletinin Trakya’da Doğu Ordusu (1 nci Ordu), Makedonya’da ise Batı Ordusu (2 nci Ordu) bulunuyordu. Bu iki ordunun harekâtı için toplam 12 adet plan hazırlandı. Bu planlara göre Doğu Ordusu 478.848 kişi ile harbe katılması gerekirken-yukanda sayılan aksaklıklar nedeniyle-115.000 kişi ile; Batı Ordusu 334.815 kişi yerine 175.000 kişi ile harbe katılmak zorunda kaldı. Hazırlanan planların ve seferberliğin uygun yürütülememesinden dolayı da her iki ordu toplam 290.000 askeriyle, Balkanlıların 480.000 kişilik ordularına karşı savaşmak zorunda bırakıldı. Ayrıca mevcut erlerin de 1/8’i tüfeksiz idi.
Balkanlı devletlerin harekât planlan ve kuvvetleri ise şöyleydi: Bulgarların 3 ordu halinde 288 taburları bu harp için hazırlanmıştı. 1 nci ve 3 ncü Orduları ile Yıldız (Istranca) Dağlarını aşarak Kırklareli-İstanbul istikametinde taarruz etmeyi, 2 nci Ordu ile Tunca ve Arda nehirleri arasından taarruz ile Edirne’yi ele geçirmeyi planladılar. Bu hedeflerine 8 ayda ulaşacaklarını değerlendiren Bulgarlar harekâtın açıklanmasında görüleceği gibi 58 günde ulaştılar.
Sırplar, 6 tümenlik 1 nci Orduları ile Vranya üzerinden Vardar havzasına; bir Sırp, bir Bulgar tümeninden ibaret 2 nci Ordusu ile Köstendil’den Vardar havzasının doğusuna; 4 tümenlik 3 ncü Ordu ile bir koldan Şar Dağlarına, diğer koldan ise Üsküp üzerine taarruz etmeyi planladılar.
Yunanlılar, 7 tümen ve 1 süvari tugayından ibaret üç kolorduluk kuvvetleriyle Teselya üzerinden Selanik’e, bu kuvvetlerinden bir tümen ile Manastır’a doğru taarruz etmeyi öngördüler.
Karadağlılar ise 3 tümen ile İşkodra’ya, 1 tümen ile de 3 ncü Sırp Ordusu ile beraber taarruz etmeyi planladılar.
Balkanlı devletlerin seferberliklerini ilan etmesi, hudutlarda askeri yığınak yapması ve hudut olaylarının artması üzerine Osmanlı Devleti 1 Ekim 1912’de seferberlik ilan etti. 8 Ekim 1912’de Karadağ Osmanlı Devletine harp ilan ederek İşkodra üzerine taarruza başladı. Seferberlik hazırlıklarının 15 günde tamamlanabileceği düşüncesiyle Türk Başkomutanlığı 17 Ekim 1912’de çarpışmalara fiilen başlanabileceğini düşünerek 16 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan’a; 18 Ekim’de de Yunanistan’a harp ilan etti.
Şark (Doğu) Ordusunun Muharebeleri
Bulgar Kuvvetleri i nci, 2 nci ve 3 ncü Ordularıyle 18 Ekim 1912’de taarruza geçti. 21 Ekim 1912 günü 2 nci Ordu ileri kısımlarıyla Arda ve Tunca nehirleri arasından Edirne’nin 16-20 km. batısı ile Edirne kuzeyi bölgesine kadar ilerledi.
1 nci ve 3 ncü Orduları, Tunca nehrinin doğusundan Edirne-Kırklareli hattının 15 km. kuzeyine kadar yaklaştılar.
İstanbul’da bulunan Mürettep 18 nci Kolorduya Kırklareli bölgesine, Tekirdağ’daki 17 nci Kolorduya Saray güneyine yanaşması için emir verildi.
Bulgar Ordusunun dağınık durumu ve kuvveti, doğu yanına bir taarruz fırsatını veriyordu. Ancak, Türk Doğu Ordusunun birlikleri de dağınıktı. Bunların toplanmalarının beklenmesi için zamana ihtiyaç vardı. 17/18 Ekim 1912’de Doğu Ordusu karargâhı İstanbul’dan Lüleburgaz’a gelmişti.
Doğu Ordusu, sıklet merkezi ile Kırklareli istikametinde taarruz eden Bulgar Ordusuna karşı, Kırklareli-Edirne-Yenice hattında savunma kararını verdi.
Başkomutan Vekili Nâzım Paşa’nın sürekli işe karışması ve baskısı sonucu, yaklaşık olarak iki misli üstün bulunan üç ordudan oluşan Bulgar kuvvetlerine karşı, taarruza karar verildi. O sırada Kırklareli-Edirne çevresinde 1 nci, 2 nci, 3 ncü, 4 ncü Kolordular, Edirne’deki birliklerden teşkil edilen Mürettep Kolordu ve Süvari Tümeni vardı. 21 Ekimde, sıklet merkezi Kırklareli-Yanbolu genel istikametinde olmak üzere ileri harekâta geçildi.
22 Ekim 1912 saat 14.00’te, her iki ordu, âdeta tesadüf muharebesi tarzında Süloğlu ve Yoğuntaş bölgelerinde savaşmaya başladılar. Şiddetli muharebeler 23 Ekim günü öğleye kadar devam etti.
Bulgar Ordusu geri çekilmek için hazırlanırken, Türk Ordusu Kırklareli-Edirne-Yenice hattına çekilme kararını verdi. Ancak geri çekilen birlikleri bu hatta durdurmak mümkün olamayınca 24 Ekim akşamı, Pınarhisar-Lüleburgaz hattına çekilmek zorunluğunda kalındı ve böylece Kırklareli Bulgarların işgaline terkedildi. Bu arada Türk ordusunun seferberliği hâlâ tamamlanamamış, seferber edilen erlerin % 25’i henüz birliklerine katılmamıştı. Zamansız terhis dolayısıyla ordunun yeterli eğitim görmüş personeli azalmış;bu yetmiyormuş gibi, birliklerin toplanmaları ve hazırlıkları tamamlanamadan taarruza geçilmiş ve düşman karşısında parça parça ezilmişti. Bu hal, savaş azminin sarsılmasına ve moralin yıkılmasına sebep oldu. Birliklerde disiplin kalmadı ve subaylar, birliklerine hâkim olamadılar. Kaçar gibi geriye çekilen birlikler Pınarhisar-Lüleburgaz hattında zor durduruldu. Bu seferde komutanlar hangi hatta savunma yapılacağına karar veremediler. Bu hatta mı yoksa daha doğuda mı savunalım tartışması sürerken ve birlikler yeterli savunma tertiplerini alamadan 28 Ekim 1912’de bu hatta Bulgar taarruzları başladı.
Dört gün süren Pınarhisar-Lüleburgaz kesimindeki muharebede de ordu bozgun halinde geriye kaçınca, Ordunun Çatalca’ya çekilmesi kararlaştırıldı. Çekilmeyi himaye ve gerekli zamanı kazanmak maksadıyla Çorlu’da bir müfreze ve onun kuzeyinde de Süvari Tümeni bırakıldı. Bulgar Ordusunun takip harekatına geçmemesinden faydalanan Doğu Ordusu, Çatalca mevziinde tertiplendi; Çatalca Ordusu adı ile ve altı kolordu halinde teşkilâtlandırıldı. Bolayır mevzii Çanakkale Boğaz Komutanlığınca savunuldu. Bulgar Ordusu, Çorlu Müfrezesi ile Süvari Tümeninin yaptığı oyalama muharebeleri dışında hiç bir direnmeyle karşılaşmadan, Çatalca mevzilerine kadar ilerlemişti.
Halbuki Bulgar Ordusu, başlangıçta Kırklareli-Edirne hattında büyük savaşların olacağını, Çorlu bölgesinde çetin muharebelerin cereyan edeceğini sanmış; kuvvetlerini ağır davranarak ileri sürmüştü. 13 Kasım 1912’de Çatalca mevzii önüne ulaşan Bulgarlar, 17 Kasımda taarruza geçtiler ise de başarı sağlayamadılar; durmak zorunda kaldılar.
2 nci Bulgar Ordusunun 22-24 Ekimde Edirne’yi bir baskın ile ele geçirme girişimi başarısızlığa uğradı. Doğu Ordusu, Lüleburgaz ve daha sonra Çatalca savaşlarını yaparken, Edirne, savunmaya devam ediyordu. 16 Kasımda ablukayı tamamlayan Bulgar ve Sırp orduları, ayrı ayrı tahkimat yaparak, 21 Kasımdan itibaren Edirneyi top ateşine tuttular.
Batı Trakya’da bulunan Kırcaali Müfrezesinin, taarruz ederek düşman yan ve gerilerine etkili olacağı beklenirken, Bulgar Rodop Grubunun taarruzu karşısında hemen dağılmış ve hiç bir varlık gösteremeden, yerli halk ile birlikte, Gümülcine’ye doğru panik halinde çekilmişti. Böylece, Batı Trakya, Bulgarların eline geçmiş, Doğu ve Batı Orduları arasındaki irtibat, harbin başlangıcından henüz 11 gün geçmeden kesilmişti.
Garp (Batı) Ordusunun Muharebeleri
Batı Ordusu büyük kısmı ile Koçana, Komanova, Üsküp, Manastır bölgesinde bulunmakta ve kuvvetlerinin hemen hemen yansını da tali cephelere bağlamış durumda idi.
Karadağ, 8 Ekim 1912’de, müttefiklerin taarruzunu beklemeden harp ilan etti ve büyük kuvvetleri ile İşkodra’ya ilerledi. Bir tümeni ile Berana-Akova istikametinde taarruz etti ve daha sonra Seniçe’den taarruz eden Sırp İbar Ordusu ile işbirliği yaparak Taşlıca’ya taarruz etti. Taşlıca Müfrezesi Komutanı, savaşmadan Avusturya’ya sığındı.
Karadağ bir Tümeni ile de Gosne-İpek bölgesine taarruz etti. Sonra Sırp İbar Ordusunun bir Tümeni ile işbirliği yaparak Yakova üzerinden İşkodra’ya geldi. İşkodra kuşatmasına katıldı.
İşkodra kuşatmasında % 60 kayıp veren Karadağ Ordusu, savaşın sonunda emeline ulaşamamış; verdiği ağır kayıplar yüzünden komşulan karşısında çok zayıf kalmıştı. Uzun süre başarılı bir şekilde savunan İşkodra’daki birlikler, açlık ve cephanesizlik yüzünden Karadağlılarla anlaşmak zorunda kaldılar. 22 Nisan 1913’te, silahlarını beraberinde götürmek şartıyle kaleyi boşaltarak Draç bölgesine çekildiler.
İvranya ve Kurşunlu bölgelerinde bulunan 1 nci ve 3 ncü Sırp Orduları, karşılarındaki zayıf örtme birliklerini atarak Komanova mevzii cephesine, yan ve gerilerine taarruza başladı.
Bu arada 2 nci Sırp Ordusunun Köstendil’deki bir Tümeni Eğripalanga-Ohçapul, Dubnice’deki 7 nci Bulgar Tümeninin büyük kısmı Koçana-İştip genel istikametinde taarruza geçti.
Vardar bölgesinden iki Türk tümeni, Koçana ve Osmaniye’ye gönderilerek Bulgar taarruzları durduruldu.
Komanova kesiminde yapılan ilk günkü savaşta, Sırp kuvvetlerine ağır kayıplar verdirildi ve savunulan mevziler muhafaza edildi. 23/24 ekimde, yerli askerlerin disiplinsizlikleri yüzünden dağılmaları, orduya alman gayri müslimlerin moral bozucu propagandası sonucu savunma cephesinde meydana gelen gedikler, 24 Ekim 1912’de genel ihtiyatın müdahalesine rağmen kapatılamadı.
Komanova muharebesinin çok kısa bir çarpışma sonucu kazanıldığını ve Türk kuvvetlerinin çekildiğini gören Sırp Ordusu Başkomutanlığı, bu kesimde kuvvetli örtme birliğinin bulunduğunu ve asıl kuvvetlerle Vardar nehri batısında karşılaşılacağını zannetmişti.
Batı Ordusu, Üsküp-Köprülü hattında yapılan çetin savaşlardan sonra Pirlepe ve kuzeyi bölgesine çekilmeye ve Vardar nehri batısındaki sırtların geçitlerinden geçecek birliklere tarruz ederek, onları parça parça yok etmeye karar verdi. Buradan da Kırçova-Manastır hattına çekildi. 16-18 Kasım 1912’de Ma-nastır’daki üç günlük muharebeden sonra Güney Arnavutluk dağlarına çekildi. Bu ordunun muharebe gücü kalmamıştı. Arnavutluk dağlarından kıyı bölgesine çekildi.
Bir Bulgar Tümeni de, sıklet merkezi ile Koçana-İştip doğrultusunda taarruz ederken, tali kuvvetleriyle Cumaibalâ’daki örtme birliklerini atarak Cumai-balâ-Kresne-Demirhisar ve Nevrokop-Serez doğrultularında taarruzunu sürdürdü ve siyasî hedef olan Selanik’e yöneldi.
Yunan cephesine gelince, Tesalya bölgesinden taaruz eden Yunan Ordusunun büyük kısmı karşısındaki zayıf Mürettep 8 nci Kolordu birliklerini atarak ilerledi ve 1/2 Kasım 1912’de Yenice muharebesini kazandı; Alasonya-Karaferye istikametine ilerlemeye başladı. Buradan büyük kısmı ile Selanik’e yöneldi ve 9 Kasım 1912’de Selanik’i teslim aldı. Tali kuvvetleriyle Suroviç’e kadar ilerlediyse de Batı Ordusu ihtiyatlarından gönderilen iki tümenin karşı taarruzu sonucu geri atıldı ve böylece ana kuvvetlerin çekilme yollarının emniyeti sağlandı.
Epir bölgesinden taarruz eden Yunan birlikleri, Lorus’u ele geçirmeyi başardı; Yanya’yı kuşattı; Yanya, uzun süre direndi, 5 Mart 1913’te teslim oldu.
Yanya muharebesine kadar cereyan eden savaşlarda Batı Ordusu birliklerinden 54’ü şehit, 128’i yaralı olmak üzere 182 subay kaybı olmasına karşılık, 212 subay muharebe meydanından kaçmıştı.
Subaylarından çoğunun savaşmak istemediği bir ordunun Komanova, Üsküp veya Manastır muharebelerinde galip gelmesi elbette mümkün olamazdı. Buna rağmen, yalnız Batı cephesi muharebelerinde Balkanlı müttefik devletlere 65.000 kayıp verdirilmiştir.
Batı Ordusunun son kalıntıları 19 Haziran 1913’te Seman iskelesinden Gülcemal vapuru ile Rumeli’nden aynldı ve böylece Balkanlardaki beş asırlık Türk egemenliği sona ermiş oldu.
16 Aralık 1912’de başlayan Londra Barış Konferansında; Rumeli’nin Balkanlılara bırakılması, sınırın Doğu Trakya’da Midye-Enez hattından geçmesi, Ege denizi adalarının mukadderatının büyük devletlerce tayin edilmesi 22 Ocakta kabul edildi ve onaylandı.
23 Ocak 1913’te İttihat ve Terakki Partisi, hükümet darbesi yaptı; Kâmil Paşa kabinesi yerine Mahmut Şevket Paşa kabinesi iş başına geçti. Barış koşulları kabul edilmedi. Mütareke, Edirne’nin yiyecek ve cephanesi konusunda hiç bir hüküm getirmemiş; Bulgarların, Çatalca cephesine yardım imkânını sağlamıştı.
Bu yardım imkânından faydalanan Bulgarlar, 3 Şubat 1913’te, muharebeye tekrar başladılar; iki Sırp tümeni ile pekiştirilmiş bir ordu ile Edirne kalesine taarruza geçtiler. Bir ordu ile de Bolayır mevziine ilerlediler. Çatalca cephesinde savunmaya geçtiler.
Türk Başkomutanlığı, Çatalca’da savunmaya geçen Bulgar kuvvetlerini imha etmek ve Edirne istikametinde ilerlemek amacıyla 8 Şubat 1913’te, Bolayır’dan taarruza geçti ve Şarköy kıyılarına bir kolordu çıkarttı ise de başarı sağlayamadı.
Edirne Müstahkem Mevki Komutanı Şükrü Paşa, bir çıkış hareketi ile düşmana ağır kayıp verdirmesine rağmen, üstün kuvvetler karşısında, 26 Marta kadar dayanabildi. Bulgarların, 26 Mart 1913 çarşamba günü saat 05.30’da Ayvazbaba’dan şehre girmeleri sonucu Edirne düştü. Bunun üzerine, Mahmut Şevket Paşa kabinesi, 30 Mayıs 1913’te, Londra Konferansı kararlarını kabul etmek zorunda kaldı.
Londra antlaşmasına göre Rumeli’yi ellerine geçirmiş olan Balkan devletleri, bu topraklan paylaşamıyorlardı.
Bulgarlar, 29 Haziran 1913’te, eski müttefikleri olan Sırp ve Yunanlılara karşı, taarruza geçti ve bu suretle ikinci Balkan Savaşı başlamış oldu.
Sırpların ve Yunanlıların karşı taarruzu sonucu, Bulgar Ordusu mağlup oldu. Bulgar Dobricesi’nde öteden beri gözü olan Romanya, bu durumdan yararlanarak, 10 Temmuz 1913’te Bulgaristan’a savaş ilân etti. Önce Silistre’yi işgal etti; sonra, Sofya doğrultusunda ilerlemeye başladı.
Bulgarlar, bu muharebeler sırasında, Çatalca’daki kuvvetlerinden Önemli bir kısmını çekmek zorunda kalmışlardı.
Bu durumdan ve Bulgaristan’ın Midye-Enez sınır hattının tespiti işine yanaşmamasından faydalanan Osmanlı kabinesi, İngilizlerin protestosuna rağmen, 13 Temmuz 1913’te Çatalca ve Bolayır cephesinden taarruza geçti. 21 Temmuzda Kırklareli, 22 Temmuzda Edirne geri alındı.
İkinci Balkan Savaşında, her tarafta yenilgiye uğrayan Bulgaristan, barış önerisinde bulundu. 10 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması ile, fiilî duruma hukukî şekil verildi ve bundan sonra 29 Eylül 1913’te İstanbul Antlaşması imzalandı.
Bu antlaşmaya göre Kırklareli, Edirne ve Dimetoka, Osmanlı devletinde kalıyor; Meriç nehri, Türk-Bulgar sınırını teşkil ediyordu.
Yunanlılarla 14 Kasım 1913’te Atina’da yapılan barış antlaşması ile Meriç Nehrinin batısı ve Girit adası Yunanlılara terk edildi; Anadolu kıyılarındaki adaların hangi devlete ait olacağı, büyük Avrupa devletlerinin kararına bırakıldı.
14 Mart I914’de, artık sınır ilişkimiz kalmayan Sırbistan ve Karadağlılarla antlaşma imzalandı.

Kaynak: On Yıllık Harbin Kadrosu 1912 – 1922, İsmet GÖRGÜLÜ, 9-44 ss.

Music Player